fotoğraflı şiirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fotoğraflı şiirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ekim 2016

INSUFFICIENT UNDERSTANDING


INSUFFICIENT UNDERSTANDING
That, the rebuking in words,
today or tomorrow,
and that, the accured docile rancour,
I know, they will come and find me,
for wearing out the crown of defeat,
In the back, there is the blackened history.
That, the rebuking in words,
once again builds up
my insufficient story;
from beginning to end
and end to beginning,
to bleed my heart.

ŞERİF ERGİNBAY

Translation from Turkish: Pembenur Güvenç

...

EKSİK DURUM
O dildeki azar
bugün ya da yarın,
o birikmiş uysal hınç
bilirim, gelir beni bulur
eskisin diye yenilginin tacı,
ardında karalanmış tarih.
O dildeki azar
yeniden kurar
eksik hikâyemi;
bir baştan sona
bir sondan başa,
kanatmak için yüreğimi.

ŞERİF ERGİNBAY


27 Nisan 2016

Ardıçlı Kayaların Sustuğu




Ardıçlı Kayaların Sustuğu

Uzun uzun
ardıç kokulu yeliyle
Gayal* anlatıyor dostluğu:
Kardeşliği anlatıyor, yeniden her adımda,
terleyen ensede, paylaşılan tuzda, ekmekte.

Şimdi benim, kör gözlerim, dinmeyen yorgunluğum
benim eksik sözlerim, ardıçlı kayaların bin yıldır sustuğu.

Şerif Erginbay

*Gayal: Kaya ağılı.

Murtiçi-Güzelsu yolu üzerinde, Taşlıca kavşağından geçince.

17 Nisan 2016

ENTANGLED PATH




ENTANGLED PATH

The body depresses the voice of love,
In the mountains, the foot step keeps on bleeding,
It shouts with its chained voice:

-Am I ready to meet her,
me, even and wise
with my roots in deep,
when she come quietly?


ŞERİF ERGİNBAY

Translation from Turkish: Pembenur Güvenç

...

DOLAŞIK PATİKA

Aşkın sesini bastırır beden,
dağlarda kanar durur ayak izi,
bağırır zincirli sesiyle:

-Böyle kök salmışlığımla
sakin ve bilge;
hazır mıyım karşılamaya onu,
şimdi usulca geliverse?


ŞERİF ERGİNBAY


15 Nisan 2016

Gev Kemiği, -Şairin Ölümü Üstüne-




Gev Kemiği


                 -Şairin Ölümü Üstüne-


“Kuş ölünce Gev Kemiği’ni kırmak gerek”, dedi kadın:
“Değilse sonsuza dek acı çeker.”


Şairi ellerinden tutup yere yatırdı, göğsünün üstüne oturdu, ata biner gibi.
Sonra panter gibi sıçradı, neredeyse çınarın alt dallarına kadar ve bütün gücüyle indi şairin göğsüne: kaburgaları güneşte gevremiş bir sepet gibi çatırtıyla kırıldı.


Son soluğuyla sordu şair: “Neden yalnızca Gev Kemiği’mi kırmadın?”
Kadın: “Eğe kemiklerinden birisi olduğunu gördüm düşümde ama hangisi olduğunu bilmiyorum ki!”


“Yazılacak şiirim kalmadı mı artık?”


Yanıt yerine gölgeli bir gülümseme bıraktı kadın şairin üstüne.


Son duyduğu dalda bir mavi kuş şarkı söylüyordu: gökte yankılanan sesiyle.


Şerif Erginbay


Gelin ve Gölge


























Gelin ve Gölge
Gölge öksüz,
bilinç ışıyınca ucunda orağın.
Gelin güldü
kolay kıldı ölümü.
Yazma düştü sapların arasına,
yokluğa karıştı, soldu orada.
Koruk özgür;
karadut hoşnut asmasından.
Şarap şiire mayalandı. Sirke acıya.
Güneş çıplak,
bilinç ışıyınca ucunda orağın.
Sarı bir gülün ortasında
uyuyakaldı gelin
düşlerin kozasında.


Şerif Erginbay


11 Nisan 2016

HAKAN, BURHAN, EŞARİ


Hakan Yurdakuler, Burhan Barın, Eşari Oran

HAKAN, BURHAN, EŞARİ

Vurulduğunuz o günlerden beri
toprağa verdik bir bir, yüzlerce
zamansız ölen genç bedenleri;
hayatın sizden esirgediğini
şimdi ölüm anlatır belki:
Hakan, Burhan, Eşari..

Birer çiçektir adınız bundan böyle
her dile geldiğinde dünün belleği
açar birden en uzak yıldızlarda bile
rengarenk düşleriyle gençlik günleri:
Hakan, Burhan, Eşari..

ŞERİF ERGİNBAY


30 Mart 2016

Kızıldere




KIZILDERE

Kızıldere; yamaçlara ağan düş bulutu
ve aç bekleyişi düzenbaz ağızların.
Hakikatin taçlanma isteği;
on'larca yüreğin çılgın atılımı kendi duvarlarından.
Son kez soğusun ve gömülsün toprağa diye
ateş alan yiğitliği namluların.
Kızıldere; yarının içinde kanayan dün;
destan, günün kalbine düşen on'lardan.


ŞERİF ERGİNBAY


9 Mart 2016

Dağlık






















Dağlık

Orada
Kalmışım
Üşümüşüm
Acıkmışım
Susamışım.

Orada
Yaslanmışım gecenin duvarına
Kapım bulutlara kadar açık.
Bir çıt sesi bekler gözlerim
Kederimle kendimi vurmak için;
Şehir kan uykusunda, kalbim dağlık.

Orada
Bir çığlık:
Yanmışım
Ölmüşüm
Kalmışım soğuk taşların dibinde,
Bir benim, bir bedenim
Kendi yayını gerip fırlatan varlık…
Silahımda buz gibi bir mermiyim
Kalbim darmadağın bir dağlık.
Kalmışım.


Şerif Erginbay


8 Mart 2016

Dağların Kızı






















Dağların Kızı


O dağdan inerken
omuzunda ağır bıçkısıyla,
ayaklarına kapanır
hazalları ayıklayan patika.


Irmak gizini uğuldar
durağanı sektirir kaya;
o dağdan inerken
omuzunda ağır bıçkısıyla,
ay eskil bir acıyı gömer
kanayan bulutun yarasına.


O dağdan inerken
omuzunda ağır bıçkısıyla,
anlarsın kör olduğunu
gözlerine baktığında.


Şerif Erginbay



31 Ağustos 2015

Gökçe




Gökçe

Gökçe bir kuş var
duyduğum kanat sesi
yıldızlar gibi uzak
soluğum kadar yakın
hem yalnız hem ürkekçe.

Gökçe bir kuş var
duyduğum kanat sesi
hem yıldızlar kadar uzak
hem soluğum gibi yakın
kalbimin üstünde gölgesi: gökçe.


Şerif Erginbay



27 Ağustos 2015

O Senin Yüzündeki Bin Yayla




O Senin Yüzündeki Bin Yayla


Kapanır bir bir sayfalar
Sellerin diliyle çevirdiği.


Çamur yollar
Yıkık köprüler
-incitir sır dolu belleği-
Ve terk edilir ardı ardına
Güz düşleri, yaz gölgeleri.


Çağırır artık durmadan beni
O senin yüzündeki bin yayla.


Şerif Erginbay


23 Ağustos 2015

22 Ağustos 2015

Durbi Bağı’nda Gece Gece




Durbi Bağı’nda Gece Gece

Güz masalları bittiğinde, yol gelir beklerdi ayak uçlarında, arsız
Baştan çıkan yalnız evler, açık bırakılan pencereler güneşlere
Her ev bir bağı özler, bir de dut ağacı, ağustos böcekleriyle
Durbi Bağı’nda gece gece, ne yıldız, ne ay ışığı ve de şarapsız.


Şerif Erginbay


21 Ağustos 2015

Gökte




Gökte

Gelip geçtiği yerler unutuldu, ‘ay sürgünü o’ dedi bir çocuk,
kimseler duymadı.

Mezar kapanmadan kaçtı oralardan,
kasnaklı uçurtmasını havalandırdı bulutlara.

‘İsteyen uzansın toprağa, sen onu gökte say’ dedi kendine,
bir kuş onu onayladı.

...

Geçip gideceksin buralardan ey çocuk,
ay sürgünü bir bulut alsın seni kollarına.

Çocuk beni duymadı.


Şerif Erginbay


15 Ağustos 2015

Gecenin Hayvanı




Gecenin Hayvanı

İncinmiş bileklerinle düşersin ormanın derinine
ıslanır buğusuyla yılan, ay yoklar her taşın ardını
kutsan ey gövde; arzu: yaban çiçeğin, açar gözlerine
gecenin hayvanı, iç benimle yıldızlı bağların şarabını.

Say ki şafağım
yitik yıldız
sende.

Gecede yiten, düş örter giderken
acı çekmelidir hayvan boşluk yerine.


Şerif Erginbay


Deniz Gibi




Deniz Gibi

Unuttuğun gibi değil, içinde uyuttuğun düşler uyanır usul usul, dalga dalga kıyılarına vurur.
Durur ayakların: uçurum. Dal umarsız, kaya çürük, bozuk patika kör mü kör bir kavşak.
Dalga dalga içinde sandalı batırılmış eski bir aşk. Saklayıp, büyüttüğün gibi hiç değil.
İsteğin zorba silgicisi gün boyu siler durur kalbinde ışıyan dileği.
Durur zaman, yorulur insan, şimşeğini yitiren bir fırtına olur aşk.
Düşlerin mavi gecesinde ölmeye hazırlanır o sakin bir deniz gibi.


Şerif Erginbay


14 Ağustos 2015

Kanlı Ağustos




Kanlı Ağustos

Öğle güneşinin hemen altında
Zaman kalbimin üstünde durdu.
Ey dağları bürüyen duman
Söyle şimdi; bu neyin yurdu?

Başlarımızın hemen üstünde
Hayallerimiz olurdu bir zaman.
Karanlığın yeli fırtına oldu
Düşler şimdi darmadağan.

Nasıl ağlamasın analar
Sen değil, o değil, öteki değil
Bunca genç insanı
Kanlı Ağustos mu vurdu?


Şerif Erginbay


9 Ağustos 2015

Gök Sakallı Adam




Gök Sakallı Adam
-Fikret Otyam'a-
Asuri bir yalnızlık katıyor güne
gök sakallı adam.
-henüz yırtılmadı gece, diyor
tırnaklarıyla vururken tuvale.
Boyuyor bir ıslık gibi hüznü
kar aklığının içine.
Upuzun bir çığlık;
salıyor “şahmaran”ı geceye.
-Bir tek damladan girilir denize, diyor
gök sakallı adam:
bir tek damladan.
Gökkuşağı dolu çantası
yürüyüp gidiyor
gök sakallı adam.
Ardında yaz
önünde kar fırtınası.


Şerif Erginbay


Otyam'ın çalışma odasında; dizgisine yardım ettiğim
kitap hazırlıklarından biri sırasında: Mart 2013




6 Ağustos 2015

Lir ve Orfe


Şerif Erginbay, Murtiçi, Akseki, Antalya


Lir ve Orfe
1
Soylu sesinin yankısı aralıyor ağzımı durmadan
dilim uyanışını dönüyor.. dönüyor teldeki sızım..
bulutum, çalgım, takımyıldızım; Lyra…
Bin kez söyleyip unuttuğum şiir.. bulup kaybettiğim kıyım;
patikam, ormanım.. yeniden başlamak için güneş yakınlığına;
ormanın aynasından çiylerimi taşıyorum bulutuna…
Şarkınla akıyorsun.. bin düğüm çözer tel tel sarılışın,
uzun soluğum ısıtıyor dalını, aralıyorum göğe sarmaşığını,
bin yıllık ağzımda unutulmuş deniz tadı; Lyra..
Kollarımın çağıran boşluğuna sığınan ışığım;
ellerin taşıyor bende
bir yaprak veriyorum adına.. köpük köpük dök sesini..
ıssızlığıma kanat..!
bir yaprak veriyorum adına; gürültüyle açıyor orman kendini..
binlerce sözcüğün akıyor içimin yıldız kaymasına.
Yüzünü göm ve kaybolsun yüzümün aynasında
saklı kalsın suyumuzda sis demeti..
ormanı geceye salan son aydınlığıyla günün
eşiğimin otları üstünde parıldayan inci.. Lyra..
2
Yaprak: ikizim!
sancımda doğan şafağım;
gezgin ruhumda yol alan güneş.
İçine çekiliyorum büyük pencerenin
incinmiş yosun telaşı suya gömülü taşlarında..
Yürü.. Çoğal.. Yankılan ey orman..! Yaprak: ikizim!
Göğsümde yıldız bolluğu: Mevsimim..!
Çiçeklenmiş patikanda yol yol ellerim..
hep derinine çılgın ormanın... binlerce yol
soluğunla doluyor bulutum..
binlerce yol yaprakların arasında.
Ormanın açık kucağında sessiz düş,
göğsümde yıldız bolluğum -mavi ve derin-
açık bırakarak sayfalarını çiçeklerinin;
ruhunun yankısını öpüyorum; Lyra..
3
Şimşeği kuşanmış yüzünün binlerce anlamı, çoğalan..
yüzümde soluğun; binlerce aralanmış damla..
açıyor dallarını sonuna dek; orman, örtüyorsun beni..
yüzün.. soluğun..baştan sona yaprak denizi.
Yüzünde aralanıyor durmuş zaman:
hazır şimşek..! hazır düş…
hazırlanıyor dudaklarda dönüp duran kan..!
yankılanıyor yüzünün şiirinde; isteğin aç ağzı!
öpüyorum ağzının “orpheus” sesinden; ruhumu saran
bulutuna yolum..
Beni yıka, sonsuz kıyına uzandım; uzandım iç döküşüne..
Yankılan..!
ruhumun aynasından dökülüyorsun:
ağzımda bin yıllık şarap..
Dingin koynunda ormanın, sarmaşığın uykusunda
güzelliğine uyanıyorum durmadan; durmadan! Lyra..


Şerif Erginbay